Boynuma (başka bir yerime?) taktığın bu soru işareti kılıklı çemberi açacak şey sadece senin akıl hastası olman ve işte budur beni yaralayan.
"Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma"
Konuşurum sanane!!
Bir orospu olup normal yolla deldirmek daha tercih edilesi sanırsam. "Anneee? Senin parmağının orda işi neee?"
Cinnet anlarında zarar vermek bu kadar kolay mı? Senin oyun sandığın şeyin aslında eğlenceli olduğunu bilmemek canını yakar mı? Ama hakim bey, itiraz ediyorum. "Ben hakimim masum bey?!?!" Ama sen masum değilsin anne. Normal zamanların da vardı, arada onları cebinden çıkarıp yaşardın. Peki o saniyelerden en azından birini bana yaptıklarının pişmanlığıyla doldurdun mu? Yoksa benden özür dilemeye yüzün mü yoktu? Anne, bana bir mektup bırakabilirdin! Rüyalarımda bile yoksun, seni anlamam imkansız, anne kelimesi plastikle eşdeğer benim için ve baba kelimesi bir yığın boktan ibaret.
29.04.07
nefret etmem için çok ısrar ettiniz
bataklık savaşçıları
Gözlerini açtılar, açmalarıyla istekleri başladı. Viyaklamaları bencilliklerinin kök salmasıydı. Ben mi? Ben ağlamamışım bile. Belki de bebek saflığım gelecekte olanları biliyordu, sonradan fazlaca vakit harcayacağım şeylerle o zaman pek ilgilenmiyordu. "Büyük adam gibi uyurdu bu." Hep biraz "büyük"tüm zaten. Başkaları parmaklarını veya burunlarını sokmadıkça sorumluluğun, vicdanın, dürüstlüğün........insanlığın zirvesindeydim. Kirli yüzler bana yanlışları doğru gösterdi, doğrularımı yanlış zannettirdi.
Sonra onlar büyüdüler..Birer kötülük tohumu olmaktan çıkıp zehir saçmaya başladılar. Hep kendilerini düşündüler, kendilerini sevdiler, şaka dedikleri bıçaklarıyla şekiller çizdiler vücuduma, yordular beni. Cesurdular üstelik, attılar kendilerini hayata, adımları sağlamdı..Ama gittikleri yerlere, geçtikleri yerleri bataklığa çevirerek ulaştılar. Ben onların yollarını zaten seçmezdim; ama "Hayatın gerçekleri bunlar, gitmek zorundasın" dediler. İnanır gibi oldum bi ara, ama geçecek yol bırakmamaışlardıki, kendilerinden başkasını-sonrasını düşünmedikleri çok belliydi.
Yanlışlar yaptılar, ama hiçbir zaman üstlerine alınmadılar. Kaldıkları yerden devam ettiler ezip geçmeye..Bildikleri, gördükleri, uygulayacakları bundan ibaretti çünkü.
Sevgileri oyunlardı, her şey yarış halindeydi çünkü, taklitti. "Yaşamadan oynama"da üstlerine yoktu.
Kalp kırmak, dürüstlük kadar önemsizdi onlar için. Önemli olsa kaç yazar! Tamir etmeyi bilmiyorlardıki..
Hobileri kendilerinden büyük ne varsa parçalayıp zafer pozu çektirmekti. Ha bir de akşamları yarasa kostümüyle dolaşmak..E napalım isteseler de özlerine ancak bu kadar dönebiliyorlardı.
Siyahı sevdiler, siyaha büründüler, siyah saçtılar -saçmadılar kustular-. İğrençleştiklerini söylemek faydasızdı, bu yaşam biçimleriydi.
Gömmek istiyorlardı, hepsi birer mezar kazıcıydı, boy boy kürekleri vardı çantalarında gezdirdikleri. Biri tükense de yokediverseler oracıkta. Yoo, ölülerini yemiyorlardı, nolur nolmaz; bu kadar çabuk tükenen, onlardan önce pes eden birinin içinde az da olsa iyilik güzellik barındırma ihtimali vardı. Akıl var mantık var, hiç kendilerine bulaştırırlar mı?
Öyle güzel yutuyorlarki çiğnemeden, görmeniz lazım. Açgözlülükleri, yok etme istekleri her hareketlerinde açıkça görülüyor. Ama izlemesi pek zevkli, onlar birbirini pek beğenmese bile..
Gözleri dipsiz birer karadelik. Baktın ve "zızzt" yandın. Dedim ya her şeyleri oyun diye. Kırpmadan bakıyorlar yüzüne gözlerine, korkmaman ürpermemen imkansız. Hortumluyorlar içindekileri, güç aldığın maneviyatını sömürmeye bir bakışları yetiyor bunların.
Uykularında da durmak nedir bilmiyorlar. Rüyalarında şehirler, bütünlükler, duygular işgal ediyorlar. Çizmeleriyle pestil haline getiriyorlar her şeyi. İz bırakmaktan, bakıldıkça peşlerinden sövülmesinden hoşlanıyorlar.
Konuşurken birbirlerinin yüzlerine bakıyormuş gibi görünüyorlar. Ama o hiç kırpmadıkları gözleriyle karşılarındakilerin zayıf yanlarını, kırılgan noktalarını bulmaya uğraşıyorlar aslında pür dikkat. Bulunca da beklemiyorlarki zaten, çat diye kırıveriyorlar iki parmak darbesiyle. İnsanlıklarından yok ettikleri her zerre onlara güç olarak dönmüş.
Aile yok onlarda, haklılar da biyolojik bağlantı illa da iletişim gerektirmezki..Ayak bağı oluyorlarsa unut gitsin, mümkünse siliver dünyadan, kuyruklara ihtiyacın yok, değil mi?
İşte bunlar benim hayat tecrübelerim..Baktığım pencereden bunları görebildim, çizgifilm tadında bunları izledim, bunları anlayabildim. Korkaktım atılmak, içlerine girmek için. Kırılırsam bir daha düzelmesi yoktu bu işin, ben kırmazdım belki ama yaptılarına bir anlam veremeyip yine kendime küserdim. En iyisi hiç karışmamaktı. Bütün duyguları kendimle paylaşıp, yolculuklarımı küçük bir çemberin içine sığdırmak en güzeli oldu..
Kimbilir, belki de bir gün cesaretinizden yorulursunuz, hayal kırıklıklarının acısı ağzınıza dolmaya, dilinize yapışmaya başlar ve saklanacak bir yer ararsınız. İşte siz kabuğunuza çekilirken ben dört duvarını ezberlediğim evimde içimde yaşattığım filmlerim, şarkılarım ve korkaklığımın gururuyla nefes almaya devam ediyor olacağım. Ve beni hiç tanımamış olan sizler, bilmeden bana öyle çok hak vereceksinizki, işte belki de o zaman kendimi hiç hayata katmamış olmamın mükafatını almış olacağım, hiçbir işime yaramayacak olsa da..
10.09.07
2546:gündüz rüyası başlattı her şeyi
yağmurlu bir günün içindeydi gözlerin
zaman eridi dün oldu
mekan eridi durak oldu
geçmiş çağırıyor, gitmem gerek
gidip seni kendimle başbaşa bırakmam gerek
saklamıştım ya hani seni
senlik beni, "ben"lik seni
işte gidip, bulup çıkarmam gerek
bulamadım çünkü senin gibisini
"aramadın aramadın!"
"söylesene bize dediklerini!"
kıkırdadı iyilik perileri
bütün yazdıklarım ezelsizce özlediğime
sen bakma bütün işaretlerin seni gösterdiğine
her yerdeydin, her şeydeydin, çok yakındaydın
ama diyemem ki sana "sendin o, aklımdaydın!"
tanımadım hiç üzüntülerimin mürekkebini
galiba sadece mezarında bulabilirim ellerini
sense vücut oldun o çürürken
hayallere kolayca yerleştirilebilen
gözlerim uzaktan bile görmüş olsaydı eğer
sana bunu yapmaya kıyamazdım
çünkü çeşidi farklı olsa da değer aynı değer
onu bulamadığıma ve seni bulduğuma hep pişmandım
pişmanım
uzakta duramam ki bu kadar bütünleştirmişken
ihanet de diyemem rüyalarımı gerçekleştirmişken
kendimi avutmak isteyecek kadar bencil değilim ama
bırakamam ki hassas zamanlarda karşıma çıkarken
yalın kuru çığlıklar bunlar; dişimin duvarını aşamayan
sen; sesimi hiç duymayan, duymayacak olan
hayır! senin zamanını çalmadım, götürmedim
sadece kendiminkilere seni ekledim
07.06.07
sebastian
19.09.06